İnternet Şubesi
Sikca_sorulan_sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Şekerbank, şeker pancarı üreticisi ve sektörünün finansal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 1953 yılında "Pancar Kooperatifleri Bankası" adıyla kuruldu.

Vizyonumuz; Türkiye'de, aktif büyüklükte ilk on özel banka arasında, "küçük işletmelerin finansmanında lider banka" olarak yer almak.

Misyonumuz; Anadolu bankacılığı anlayışıyla köyden kente; yerel özellikleri ve ihtiyaçları dikkate alan, bankası olmayanları da bankacılık hizmetleriyle tanıştıran, mutlu müşteri, çalışan ve ortaklarıyla değer yaratarak birlikte büyüyen, gücünü köklü geçmişinden alan, çağdaş bir bankayız.

 
Şekerbank'ın 301 şubesi bulunmaktadır. (31.12.2015 itibari ile)
Şekerbank'ın toplam personel sayısı 4.078’dir. (31.12.2015 itibari ile)
Şekerbank'ın ödenmiş sermayesi 1.158.000.000,00 TL'dir. (31.12.2015 itibari ile)
Ortaklık yapısı hakkında bilgi için lütfen tıklayınız
Şekerbank'ın %34,19'u halka açık olan hisse senetleri Borsa İstanbul’da işlem görmektedir.
Şekerbank'ın her bir hisse senedi eşit oy hakkını temsil etmektedir.
Şeker Yatırım, Şeker Factoring, Şeker Leasing, Şekerbank International Banking Unit Ltd., Şeker Finans, Şekerbank (Kıbrıs) Ltd., Zahlungsdienste GmbH der Şekerbank T.A.Ş.'dir.
Yıllık faaliyet raporlarına ulaşmak için lütfen tıklayınız
Yönetim Kurulu üyeleri hakkında bilgi için lütfen tıklayınız
Şekerbank ana sözleşmesini indirmek için lütfen tıklayınız
Genel Kurul toplantıları TTK'nin 409'ncu maddesi çerçevesinde; her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır.
Şekerbank bilgilendirme politikası çerçevesinde; bilgilendirmeler özel durum açıklamaları, yıllık faaliyet raporları, mali tablo ve raporlar, internet sayfası, yatırımcı toplantıları, sunumlar, Ticaret Sicil Gazetesi, Resmi Gazete, günlük gazete ilan ve duyuruları, basın bültenleri aracılığı ile yapılmaktadır.

2015, küresel likidite koşullarının desteğinin azalması, jeopolitik olumsuzlukların öne çıkması ve Çin ekonomisinin yavaşlamasının yansımasıyla gelişen ekonomilerde zayıflama eğiliminin devam ettiği bir yıl olmuştur. Aralık ayında, son yedi yıldır dünyaya hâkim olan bol ve ucuz para dönemini sona erdiren ilk adım olarak ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz oranlarında 25 baz puan artışa gitmesi ise bu zorlu yılın en öne çıkan gelişmesi olmuştur.

Hem küresel hem de yerel alanda belirsizliğin hâkim olduğu bir dönem sonrasında 2016 yılına bakıldığında, özellikle gelişmekte olan ülkeler için zorlu bir dönem bekleniyor olsa da; Türkiye özelinde, ekonomik performans üzerinde önemli baskı yaratan siyasi belirsizlik döneminin atlatılmış olması olumlu bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca, 11 Ocak 2016 tarihinde açıklanan Orta Vadeli Program’ın (OVP) ulaşılabilir hedefler koyması ve bu hedeflere ulaşmak için gereken yapısal reformları uygulama konusunda gösterilen kararlılık, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde de diğer gelişmekte olan ülkelerden pozitif şekilde ayrışacağı beklentisini kuvvetlendirmektedir. Nitekim, OVP’de 2015 yılı için GSYH büyüme tahmini %3’ten %4’e, 2016 ve 2017 için ise %4,5 ve %5’e revize edilmiştir. 2016 yılı için öngörülen %4,5 seviyesi, IMF’nin gelişmekte olan ülkelerin büyüme tahmini olarak belirttiği %4,3’ün üzerindedir. Belirtmek gerekir ki; bu tahmin Çin ve Hindistan GSYH büyüme tahminlerini de kapsamaktadır.

Ödemeler dengesi tarafına baktığımızda ise değişen küresel para politikalarının ve talep zayıflığının etkisiyle ciddi düşüş gösteren emtia fiyatlarının, 2016 yılı boyunca cari açık tarafına yardımcı olmayı sürdüreceği beklenmektedir. 2016 yılında da 2015’te gözlemlendiği şekilde, GSYH büyümesine karşın cari açık/GSYH oranının orta vadeli hedef olan %4,5-5 seviyelerinde gerçekleşeceği öngörülmektedir.

Diğer taraftan, özellikle Türkiye’nin yatırım yapılabilir seviyeye ulaşmasında mali disiplinin desteği göz önüne alındığında, bütçe açığı beklentisinin GSYH’nin %1,3’ü olarak öngörülmesi, Maastricht kriteri olan %3 bütçe açığı limiti çerçevesinde, bu alandaki gücün korunacağı anlamında olumlu algılanmaktadır.

2016 yılında Türk bankacılık sektöründe %17 aktif, %18 kredi ve %16 mevduat büyümesi beklenmekte olup, bu beklentiler ışığında, kredi/ mevduat oranının %110 seviyesinde oluşması öngörülmektedir. Fed faiz artırım sürecinin hızlanmasıyla bankalar için hem swap hem de yurt dışı borçlanma maliyetlerinin yükselmesi öngörüler dâhilinde olup, fonlama maliyetlerindeki potansiyel artışların bankacılık marjlarını olumsuz etkileyebileceği ve sermaye getirilerine baskı yapabileceği tahmin edilmektedir. Bu açıdan sektör kârlılığının beklentilerin altında kalması muhtemel olup, 2015 yılında sektördeki toplam krediler içerisindeki payını %57’den %60’a çıkaran kurumsal ve ticari kredilerin, 2016 yılında da artış trendini koruması ve kredi büyümesinin lokomotifi olması beklenmektedir